Genel

Eski Filmlerden Neden Haz Alırız?

Bu konuya girmeden önce biraz sinemanın tarihine bakalım; Fransız mucit Louis Le Prince rulo film kullanma konseptini tanımlayan ilk insandır. Bunu daha sonra Thomas Edison’da kullanmıştır. “Kinetoskop” ismi verilen bir makine 1890’lı yıllarda Thomas Edison ve William Kennedy Laurie Dickson tarafından icat edilmiştir. Bu makinenin üzerindeki delikten bakan kişi ardışık görüntülerin film şeridi üzerinde hareket edişini görebilir. Edison bu icadın verdiği ilhamla, devamında dünyanın ilk film stüdyosu olan Black Maria’yı kurmuştur. Günümüzdeki anlamıyla sinemanın asıl serüveni ise Lumiere Kardeşlerin “Sinematograf”ı bulmasıyla başlar. Bu cihazın kinetoskop’tan farkı ise birden fazla kişinin aynı anda film izlemesine olanak sağlamasıdır. Sinemaseverler için milat olarak kabul gören ve tarihin ilk sinema filmi olan “Bir Trenin La Ciotat Garına Gelişi” filmi 1895 tarihinde Paris’te halkla buluşmuştur. 1902 yılında Georges Méliès tarafından ilk senaryolu film çekilmiştir. Bu film Jules Verne’in aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Le Voyage Dans La Lune (Aya Yolculuk) adlı film, Ay’a seyahat etmek isteyen bir grubun hikayesini anlatır. İlk renkli sinema filmi ise İngiliz mucit Edward Raymond Turner tarafından çekilmiştir. Sinema tarihçileri bu icadı önemli bir atılım fakat pratikte başarısız bir girişim olarak yorumlamaktadırlar. Bunun yanı sıra ilerleyen teknoloji sayesinde bu filmlerin görüntülenebilir aşamaya geldiğine dikkat çekiyorlar. Projeyi tamamladıktan sonra hayatını kaybeden Turner’dan sonra projeyi devralan Charles Urban ve George Albert Smith geliştirdikleri bu sistemi ilerleyen zamanlarda Kinemacolor’a dönüştürmüştür ve renkli filmler ticari olarak piyasaya sürülmeye başlanmıştır. İlk sesli film olarak ise 1895’lerin sonuna doğru William Dickson tarafından yapılan The Dickson Experimental Sound Film kabul edilir.. Kineteskop ile yapılmıştır.

 

İlk Türk sinema filmi olarak sayılan film ise “Ayestefanos’taki Rus abidesinin yıkılışı”. 1914 tarihinde yıkılmasına ilişkin Fuat Uzkınay tarafından filme alınmasıdır. Fuat Uzkınay’da ilk Türk sinemacısı olarak nitelendirilmiştir. İlk konulu Türk sinema filmi ise Pençe ve Casus filmleridir. İki filmde 1917 tarihinde çekildiği için hangisinin daha önce olduğu bilinmemektedir. Ülkemizde ilk konulu sinema filmini çeken yönetmen Sedat Simavi’dir. İlk sesli Türk filmi ise 1931 yılında Muhsin Ertuğrul tarafından çekilmiş İstanbul Sokaklarında isimli filmdir. İlk renkli Türk filmi de yine Muhsin Ertuğrul tarafından 1953 yılında çekilmiş Halıcı Kız filmidir.

Eski filmlerden neden daha çok haz aldığımızı birkaç farklı yönden ele alabiliriz. Geçtiğimiz dönemlere bakacak olursak sinemanın insanların hayatında özel bir yerde olduğunu görürüz. Televizyonun çok yaygın olmadığı ve internetin hiç olmadığı dönemlerde sinema insanlar için çok daha farklı bir konumdaydı. Yeni vizyona giren filmler insanlar için heyecan verici ve bazen başka dünyalarda maceralara çıkmak bazen başka kültürleri ve ülkeleri keşfetmek için bir araçtı. Mısır filmleri, Amerikan macera ve güldürü filmleri ve Türk Sineması’nın kendi köklerinden kaynaklanan edebiyat uyarlamaları ve tarihsel filmler belirli bir sinema anlayışını beraberinde getirmiş, sonraki yıllardaki üretimler bu ana temalar üzerinde hareket etmiştir. Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar olan süreçte siyasi, iktisadi ve sosyolojik değişimler sinema sektörünü de her dönemde farklı şekillerde etkilemiştir. Arz-talep doğrultusunda filmler çekilmiş ve halka sunulmuştur. 1960’lı yıllar Türk sinemasının altın çağı olarak anılmaktadır. 241 filmle, dünya uzun metraj film üretimi sıralamasında 4. Sırada yer almaktadır. Fakat 1970’li yıllarda televizyonun yaygınlaşması ve televizyona artan ilgi geniş kitleleri sinemadan uzaklaştırmıştır. Bunun neticesinde bazı sinema salonları kapanmış ve sinema sektörü daralmaya başlamış filmlerin kalitesi düşmeye başlamıştır. Güzel ve kaliteli yapımlar çıksa da genel olarak 10 yıl gibi bir süre bu şekilde gitmiştir. Günümüzde ülkemizde kaliteli, bizleri izlerken düşündüren işte bu diyebileceğimiz filmler ne yazık ki çok çok az denilebilir. Bu eski filmleri daha çok sevmemizin nedenlerinden sadece biri. Biraz daha edebi bakacak olursak küçükken pazar günleri evde izlenilen o kovboy filmleri. Evet küçükken bende pek sevmezdim ama şimdi bir kovboy filmine denk geldiğimde kolay kolay geçemiyorum. Bu kovboy filmi hayranı olduğum için değil bana o geçmiş yılları hatırlattığı için. Güneşli bir pazar günü daha çocuksunuz, anneniz patates kızartması yapmış. Oyun oynamak yada ödev yapmaktan başka hiçbir derdinizin olmadığı yaşlar. Sınırsız hayal dünyanızda sınırsız bir yolculuk. Babanız televizyonda kovboy filmi açmış izliyor. İşte bu özlem bizlere eski filmlerden daha çok haz almamızı sağlayan sebeplerden birisi. Bilimsel yaklaşacak olursak beynimizin koruma mekanizması bizlere geçmişteki hep mutlu anılarımızı hatırlatmaya programlıdır. Geçmişe dönüp baktığımızda sadece mutlu anılar aklımıza gelir ve iç geçiririz. O günlerde ne kadar mutlu olduğumuzu düşünürüz. Eski filmlerden haz almamızın bir diğer sebebi de budur ama aslında o günlerde hep mutlu değildik. Mutsuz günlerimiz, kaygılı, endişeli, korku dolu günlerimizde vardı. Yani yaşıyorduk. Şimdi de öyle aslında. Geçmişe takılı kalır ve eskiden ne kadar mutlu olduğumuza odaklanırsak şu anı ve içindeki mutlulukları, hüzünleri, endişeleri kaçırırız. Yapmamız gereken anı yaşamak ve keyfini çıkartmak. Çünkü geçen hiçbir saniye geri gelmiyor. Hayatı da bu denli gizemli ve güzel kılan da bu. Bir daha tekrarı olmayacak oluşu. Konudan ve sorudan çok fazla kopmadan toparlamamız gerekirse; eski filmlerden haz almamızın birkaç nedeni var. Eskiye duyulan özlem, yalnızca kar amacı gütmemesi ve bize geçmişteki güzel günleri anımsatması.

Sinema Sektörü Kısır Döngüye mi Girdi?

 

         Sinema sektörü kısır döngüye girmedi sadece bulunduğu dönem içerisinde uğramış olduğu sosyolojik değişiklik ve arz-talep dengesine yönelik işler çıkartmaya çalışıyor. Bundan dolayı da eskiden çekilmiş sevilen ve bazen de kült yapım diyebileceğimiz filmleri ya günümüze uyarlamaya çalışarak yada bir devam filmi çekerek vizyona sokuyor. Eski filmlere duyduğumuz hazzın temeli aslında eski olmaları ve o dönemin şartlarını göz önünde bulundurarak daha da gözümüzde kıymetli hale gelmesi. Bundan dolayı yeniden çekilen filmler yada devam filmleri o ilk izlediğimiz filmler kadar keyif vermiyor ve eleştiriliyor. Çünkü günümüze uygun bir popüler kültür eklemeye çalışmak ve insanların daha çok izlemesini sağlamaya çalışmak hem bir kuşak çatışmasını beraberinde getiriyor hem de o filmlerin dokusunu ve büyüsünü tamamen bozuyor. Buna dünya sinemasından örnek vermemiz gerekirse Matrix filmini gösterebiliriz. Döneminin en başarılı bilim kurgu-aksiyon filmi. İlk üç filmi kesinlikle harika ve kült yapımlar arasında iken 2021 yılında vizyona giren dördüncü filmi çok fazla tartışmaya neden oldu ve çok fazla kötü yorum/eleştiri aldı. Bunun temel sebebi karakterlerin popüler kültür ile yeniden şekillendirilmeye çalışılmasıydı. O eski kült olan üç filmdeki etkiyi verememiş olmasıydı. Türk sinemasından örnek verecek olursak Hababam Sınıfı filmine bakabiliriz. 1975’den 1981 tarihine kadar 6 filmlik harika bir seri olmuştur. Türk sinema filmi denildiği zaman herkesin aklına gelecek toplumun her kesimi tarafından beğenilmiş ve usta oyuncuları kadrosunda bulundurmuş film serisidir. Bu film serisi 2004-2005 yıllarında tekrar çekilmiş ve üçleme olarak sinemada yerini almıştır. İlk filmin heyecanını, eğlencesini, mizahını verememiş ve eleştirilerin odağı olmuştur. Ardından Hababam Sınıfı filmi 2019 yılında yeniden çekilmiş ve 2021 yılında ikinci bir daha çekilmiştir. Burada arz-talep olgusunun yanı sıra yapım şirketlerinin kar amacı gütme mantığı da ortaya çıkmaktadır. Daha önce çekilmiş ve fazlaca beğenilmiş bir filmin ismi üzerinden pr çalışması yapmak çok daha kolay ve insanların dikkatini çekip izlemesi daha olası bir durum. Önümüzdeki dönemlerde bu durumun yine bir toplumsal değişimle değişmesi olasıdır. Fakat toplumun bu konu hakkındaki etkisi düşünülenden daha fazladır. Arz oluşacak ki talep ona göre şekillensin. Yıllar sonra bu zamanlarda çekilen filmleri bizim geçmişteki filmleri özlememiz ve haz duymamız gibi özlenmesi ve haz duyulması için kötü denilebilecek yapımların izlenmesi ve kar etmemesi gerekmektedir. Sinema sektörü de bu durumun sonunda daha kaliteli, düşündürücü, toplumsal sorunlara değinen filmler çekmeye karar vermelidir. Günümüzde bu tarz filmler çekilmekte ve yayınlanmakta ama bunların sayısı ne yazıktır ki çok az.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu