Dizi İncelemeleriGenel

La Casa De Papel – İnceleme

2017’nin kesin bir kazanana ihtiyacı var ve La casa de papel bu yılın en iyi dizileri arasına yerini altın harflerle yazdırmış bir dizi.

Bu incelemeyi yazarken oldukça zorlandığımı bilmenizi isterim, dizinin etkisinden çıkıp daha düz bir akılla yazmak isterdim ama, uzun bir süre etkisinden çıkamayacağım için şu anda bu videoyu çekmek en doğrusu.

Dizi aslen Athena 3 kanalı için yayınlanmış olmasına rağmen Netflix satın aldıktan sonra hayatımıza giriş yaptı, bunu tekrar ve tekrar söylüyorum her ne kadar dizinin yazısının üzerinde Netflix Original yazsada bu dizi önceden çekilip bitirilmiş bir dizi.Netflix sadece bu diziyi satın aldı ve çokta iyi yaptı.

Önceden bitirilmiş dizi kısmına tekrar parmak basmak istiyorum, 1 sezon içinde her bölümü 90’ar dakika olarak 9 bölümde yayınlanıp bitirilmiş bir dizi var karşımızda, lakin Netflix bu sistemi sevmediğini için bölümleri sürelerini azaltıp bölümlere ekledi ve önümüze şu anda 1. Sezonu yayınladı, hatta 2. Sezonu tekrar çekeceklerine dair söylentilerde bulunmakta, lakin bitmiş bir dizi oyuncularını tekrar bir araya getirmek biraz zorlu olacaktır.

Önümüzde aslında çok bilinmeyen oyuncular bulunmakta, lakin asla amatör oynamıyorlar, hatta ve hatta şu ana kadar izlediğim dizilerin arasındaki en iyi oyunculuklara sahipler, bence bunu en büyük sebeplerinden biri, oyuncuların ,dizide oynadıkları karakterlerle bütünleşmesi ve benimsemesi. Özellikle Berlin karakterini oynayan Pedro Alonso gerçekten inanılmaz ve uzun süre aklımızdan çıkmayacak bir performans sergiliyor.

Lafı fazla uzatmadan gelelim dizimizin senaryosununa;
Profesor lakabı ile bilinen ve hayatı boyunca hiçbir sicil kaydı hatta ve hatta devlette parmak izi

bile olmayan bir adam, hayatının yarısından fazlasını bir soygunu planlayarak geçirir, İspanyol Kraliyet Darphanesini soymak, ve bu amacına uygun hırsız, ekip lideri, hacker vb. gibi kişileri biraraya getirir, bu kişiler kendi aralarında ülke lakapları ile konuşur ve kimse kimseyle bir arkadaşlıktan öte ilişki yaşaması yasaktır. Beş ay boyunca bu soyguna uygun olarak hazırlanmaya başlarlar, bu hazırlanma sırasında akla gelebilecek her türlü detayı atlamazlar, eğer aralarından birisi polise yakalanırsa ne yapması gerektiği kaçacakları yerin tam koordinatları, içerideki rehinelerin veya soyguncuların başına birşey gelince ne yapmaları gerektiği ve benzeri binlerce detayı göz önünde bulundurarak soyguna hazırlanırlar, tabiki evdeki hesap çarşıya uymaz misali birtakım kendilerinin planlamadığı olaylar gerçekleşmeye ve heyecanda artmaya başlar.

Senaryo olarak bu kadarını bilmeniz yeterli, aklınızdan şöyle şeylerin geçtiğini duyar gibiyim “Bir soygun dizisi ne kadar sağlam olabilir ki?” Bu soruyu bende sormuştum ama sadece ilk bölümde olayların nereye geleceğini tahmin edemediğiniz için ve ister istemez bu soygunun sonunu merak ettiğiniz için izlemeye iten bir yapı söz konusu.

Sürekli artan tempo sizi bir an olsun baydırmıyor ve bu hızlı yükselen tempo asla yavaşlamıyor, olayın içine rehinelerde girince keyifli olan dizi sizi mest etme kıvamına geliyor. zaten oyunculara alıştıktan sonra isterse 10 sezon soygun yapsalar izleyecek samimiyete geliyorsunuz.son 2 bölümü gerçekten tv karşısında fır dönerek bitirdim.

Soyulan yeri bir darphane olunca ister istemez içeride 3-5 gün kalmaları gerekiyor, peki kimsenin olmayan bir parayı çalmak hırsızlıkmıdır ? Bu soruyu insana sorgulatıyor.

Olay örgüsü, kurgu, o güzel kırmızı tulum, ve Dali maskeleri, bunların hiçbiri tesadüfen veya dikkat çekici olarak konuşmamış, soygunu yapan insanlar kötü kişiler olmamakla birlikte eşitliği, hakkı savunuyorlar, tamda bu kısımda kırmızı komünizmin simgesini tulumlarda kullanılıyor kendi zamanına aykırı ve sistem karşıtı bir ressam olan Salvador Dali’ninde maskesini kullanarak ufak bir gönderme yapılıyor.

Gelelim karakterlere

Hikayemiz Tokyo karakterinin ağızından anlatıldığı için ilk sıraya koymam gerektiğini düşündüm, kusursuz soygun planları ile birçok yer soymuş azılı bir hırsız olan Tokyo, ilk olarak çok sevdiğiniz bi karaktere dönüşüyor, gerisini söylemeyeyim.

Oslo ve Helsinki iki sırp kardeş ikisininde pek bir dialogları olmasa bile tontiş ve sevimli karakterler kendilerine ısındırma konusunda ön sıradalar.

Nairobi Kötü geçen çocukluğu ve kendisine ait bir altyapı hikayesi ile gerçekten bu işe girmesinin geçerli bir sebebi olduğu ortaya çıkıyor.

Moskova yaşlı bir yoldaş, kazancını madenlerde geçirirken ansızın bir hastalanığa yakalanır, astım yüzünden bu işine gidemez ve 6 kürkçü 3 saatçi ve Aviles Kredi Birliğine soygun
gerçekleştirir .başarılı bir soyguncu, açamayacağı kilit yok.
Belkide dizide en çok seveceğiniz karakterler arasında ilk üçe girer.

Denver Moskovanın oğlu, uyulturucu , kavga dövüş ve düz kişilik, tam bir soygun adamı.

Rio hacker bir arkadaşımız çok ufak yaşlarda kod yazmaya başlamış, elektronik cihazlar ilgi alanı haliyle, her soyguna bir tane lazım.

Geldik dizi tarihinin belkide aklımızdan asla çıkmayacağı herkesin çok ama çok sevdiği karakterimize Berlin, Soygunun Ekip lideri, 27 tane soygun yapmış hayatı hızlı ama dikkatli yaşayan, kendisi hakkında yalan yanlış konuşanları sevmeyen ve gururlu bir kişilik,ilk 5-6 bölüm sevmediğiniz bir karakter olabilir, lakin geriye kalan bölümlerde izlemenin keyfini çıkartın.

Profesör : Soygunun beyni, çıkış noktası, hiçbirşekilde kimseye zarar vermek istemeyen lakin kendini savunmasını her anlamda bilen sakin sessiz bir kişilik, inanılmaz zeki olmasıyla beraber, kendisinin olduğu birtakım sahnede çalan şarkıları aklıma geldikçe duygulanıyorum. Anlatılmaz izlenir tarzda bir adam.

Daha Raquel, Angel, Prieto vb. İsimlerde var lakin bu kişiler genelde yan karakter olarak geçtiği için listeye almadım.
Soygun dizi ve filmlerinde genelde rehineler ellerini başlarına koyup soygun bitene kadar bu süreç devam eder, lakin la casa de papel’de işler böyle devam etmiyor, daha ilk bölümde olay örgüsüne dahil olan rehineler diziye bambaşka bir keyif katıyor, katıyor katmasına ama bazende sinir katsayılarınızı arttırıyor, size peygamber sabrını aşılıyor.

Az öncede dediğim gibi sürekli artan temposu, aklagelmedik olay örtüsü ,rehineler, ve ortada olmayan paraları basıp soyan hırsızlar ile birlikte asla sıkılmayacak keyifli bir dizi, bu diziyi izlerken aldığım zevki en son Breaking Bad’e yaşamıştım, ve bittiğinde ise gerçekten kendime gelemedim, her yabancı dizi izleyen kişilerin mutlaka ve mutlaka izlemesi hatta şu anda başlamasını önerdiğim bir dizi.

Bu arada Netflix dizinin adını bazı ülkelerde evrenselleştirmek adına “Money Heist” olarak değiştiriyor, kafanız karışmasın “Money Heist = La Casa De Papel”

Son sözlerle konuyu bitirelim, şu güzelim ekibi ve aralarında yaşananları asla unutmayacak, ve malesefki birdaha bu ekibi bir arada göremeyecek ve her izlediğimizde vaybe diyeceğiz, bize böyle bir dizi bıraktığın için teşekkürler Athena 3, teşekkürler Netflix
dd Kalın sağlıcakla, iyi günler..

cemaliche

Marvel ve DC Hayranı, kim vurduya gittim gelicem.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Dizinin en büyük artısı sürükleyiciliği. Oyuncular karakterler senaryo her şey bir yana, bunu kullanabilmeyi son derece iyi başarmış yönetmenimiz. Senaryo akışı ve dizinin nabzı oldukça iyi ilerliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu